Öne Çıkan Yayın

NAMAZ KILMAK İSTİYORUM AMA, KILAMIYORUM DİYEN KARDEŞLERİME !

Namaz kılmak bir insanın yeryüzünde ulaşabileceği en büyük mutluluk.. Namazda Allah'ın huzuruna çıkıp O'na durumunu arz etmek...

2 Nisan 2013

Mevlana'dan... Bu yol pirsiz olmaz!




Mevlânâ’ya göre de manevî bir yolculuğa çıkma irâdesi gösteren, yani mürîd olan kimse için mutlaka bir yol göstericiye, mürşide ihtiyaç vardır.

Tasavvuf insanı Allah"a götürmeyi hedefler. Bunun için ise seyr ü sülûk denilen manevi bir yolculuk gerekir. Mutasavvıflar bu yolculuğu gerçekleştirebilmek için bir mürşide bağlanmak gerektiği hususunda hemfikirdirler. Hiç kimse bir mürşide bağlanmaksızın bu yolda manevi bakımdan sağlıklı olarak mesafe katedemez.

Bu yolculuğu tek başına gerçekleştirebileceğini sanan yanılır.

 Mevlana şöyle der:

“Ey gamlı, ey perişan adam, ya bizim gemimize gir, ya o gemiyi bu gemiye bağla. Yani; ey kendini bir şey zanneden kişi, ya bir mürşide bağlan, yahud da gemini mürşidin gemisine bağla da sana rehberlik etsin. Böylece doğru yolu şaşırma.”

Mevlânâ insanı bu yolculuktan alıkoymaya çalışan iki büyük düşmandan; nefis ve şeytandan bahseder. Bunlar, Hakk yolundaki kişinin önüne, çok sayıda engeller koyup tuzaklar kurarlar. Bu tuzak ve engeller hakkında bilgi ve tecrübesi olmayan kişi, pek büyük afetlere, korkulara ve tehlikelere maruz kalır.

“Ey Hakk yolunun yolcusu kendine pir seç; çünkü bu yolculukta pirsiz olursan, pek büyük afetler, korkular, tehlikeler vardır.

Çok defa geçtiğin bu yolda bile kılavuzsuz geçersen şaşırır kalırsın.

Ya hiç görmediğin yolda ne olursun? Aklını başına al da kılavuzsuz olarak yola düşme. Ey ahmak, eğer başında mürşidin gölgesi olmazsa, gulyabani sesleri seni şaşırtır, yolunu saptırır.

Yalnız, yanlış gidenlerin nasıl yoldan şaşırdıklarını Kur"an"dan dinle; kötü ruhlu şeytanın, onları ne hale getirdiklerini anla.

Şeytan onları doğruluk yolundan, insanlık yolundan yüzbinlerce yıl uzaklara düşürdü, felaketlere uğrattı, çırçıplak bıraktı.”

Nefis de, Hakk yolundaki en tehlikeli düşmanlardan biridir. Onunla başedebilmek için de bir mürşide ihtiyaç vardır. Nefis, her fırsatta insanın yoluna, akla hayale gelmedik tuzaklar kurar. Bazan dince kutsal sayılan şeyleri de tuzak olarak kullanır. Kişinin okuduğu Kur"an"ı, çektiği tesbihi, aldığı abdesti, kıldığı namazı bir anda tuzağa dönüştürüverir.

Mevlana Mesnevi'den...


MEVLAM SANA ERSEM DİYE..(Sayfamızı ziyaret eden Allah dostlarına armağanımız olsun)


NAMAZA NASIL BAŞLADIM ?

Namaz kılmak İsteyip de nefisini yenemeyen kardeşlerimiz için, mükemmel bir blog yazısı..Linkten okuyabilirisniz inşaAllah..



http://blog.milliyet.com.tr/namaza-nasil-basladim---/Blog/?BlogNo=300468

1 Nisan 2013

Sözün Özü, Mevlana'dan

Güzelliğin bir damlası olan Leyla için uykuyu haram etmek çok değilse, güzelliğin kaynağı “Mevla” için bir ömrü feda etmek az bile ______


Mevlana


AŞK SENSİN ALLAH'IM

Follow my blog with Bloglovin

ÇAĞIRANIN YÜCELİĞİNİ İDRAK ETSEK, KOŞA KOŞA GİTMEZ MİYİZ NAMAZA?



Cenab-ı Allah öyle büyük ki.. ne kadar nankörlük yaparsak yapalım, nimetlerini üzerimizden eksik etmiyor..
O ki bizleri sadece kul olarak yarattığını buyuruyor..
Ve..bizleri muhatap kabul edip beş vakitte bir huzuruna davet ediyor..
Peki biz ne yapıyoruz?
İşim var şimdi diyoruz.. yorgunuz diyoruz..
Bir tek ben miyim diyoruz..namaz kılmayan
Ya da kalbim temiz diyoruz..
Oysa ki, bilmiyoruz, idrak edemiyoruz o aldığımız nefesin sahibinin Yaradanımız olduğunu..
İş yerinde patron çağırdığında, söz gelmesin diye koşa koşa giden biz en büyük yerden gelen davete icabet etmiyoruz..

Acaba Rabbimiz'in incindiğini düşünsek, çağrıya icabet etmez miyiz?
Çağıranın yüceliğini bilsek, idrak etsek koşa koşa gitmez miyiz namaza?

''Kiminle konuştuğunuzu bilseydiniz, namazdan hiç ayrılmadınız '' (sav)

Namaz kılmak, Rabbin huzuruna çıkmaktır,
Namaz kılmak Resulullahın durduğu yerde durmaktır..

Kılan herkes bilir, bu duyguyu anlatmaya kelimeler yetersiz kalıyor..
Gülümce Yıldız

Rasulullah Efendimiz (sav) in ailesinin geçimi nasıldı ?..



Mesrûk (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Âişe’nin yanına girdim bana yemek getirtti ve şöyle dedi: “Bir yemekten doyduğum zaman ağlamak isterim ve ağlarım.” Bende neden diye sordum, dedi ki: “Rasûlullah (s.a.v.)’in dünyadan ayrılıp gittiği anı hatırlarım vallahi et ve ekmekten günde iki defa karnını doyurmamıştı.” (Müslim, Zühd: 1, Tirmizi)

Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), vefat edinceye kadar iki gün arka arkaya arpa ekmeğinden doymamıştır.” (İbn Mâce, Etıme: 49, Tirmizi)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), dünyadan ayrılıncaya kadar ne kendisi nede aile halkı üç gün peşpeşe buğday ekmeğinden doymadılar.” (İbn Mâce, Etıme: 48, Tirmizi)

Selim b. Âmir (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Ümâme’den işittim şöyle diyordu: “Rasûlullah (s.a.v.)’in ev halkından çok olmadığı için arpa ekmeği bile artmazdı.” (İbn Mâce, Etıme: 48, Tirmizi)

İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) peşpeşe birkaç geceyi aç olarak geçirir ailesi de akşam yemeği bile bulamadıkları olurdu. Ekmekleri ise çoğunlukla arpa ekmeği idi.” (İbn Mâce, Etıme: 48)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dua ederdi: “Allah’ım Muhammed ailesinin rızkını yetecek kadar kıl.” (Müslim, Zühd: 1, Tirmizi)

Enes (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.), yarın için bir şey saklamazdı.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.)

Enes (r.a.)’den rivâyete şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) ömrünün sonuna kadar yüksek masa ve benzeri şeyler üzerinde yemek yememiştir. Elenmiş saf undan da ekmek yememiştir. (İbn Mâce, Etıme: 44)

Sehl b. Sa’d (r.a.)’den rivâyete göre, kendisine şöyle soruldu: “Rasûlullah (s.a.v.), elenmiş has undan yapılmış ekmek yedi mi?” Sehl dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Allah’a kavuşuncaya kadar has undan yapılmış ekmeği görmedi. Yine Sehl’e şöyle denildi: Rasûlullah (s.a.v.) zamanında un elemek için elek var mıydı? Buna cevaben eleğimiz yoktu diye cevap verdi. O halde arpayı nasıl yapıyordunuz? Diye soruldu; Dedi ki: Üfürürdük kepeğinden uçan uçardı sonra onu ıslatır hamur yapardık. (İbn Mâce, Etıme: 44-Tirmizi)

.

HAYDİ NAMAZA :)


Cenab-ı Allah bizi çok seviyor.. muhatap kabul ediyor ve her beş vakitte bir huzuruna davet ediyor..
Namaz kılanlar bilirler ki, her ezanla birlikte Rabbinin huzuruna giden kulun yaşadığını mutluluğu kelimelerle tarifi mümkün değil..

O zorlu gün geldiğinde, imandan sonra ilk sorgumuz namaz olacak.. O Allah ki bizi yaratan, bize hayat veren.. sadece Kendisine kul olmamızı isterken bizler nasıl, O'na yönelmeliyiz? Ezan sesini duyduğumuzda nasıl kayıtsız kalabiliriz?
O zorlu günde, duymadım, işim vardı, üşendim.. ya da çevremden utandım kimse namaz kılmıyordu.. gibi samimiyetsiz sözler fayda verir mi? bir düşünelim bakalım..

Vakit boşa harcanacak kadar değersiz değil.. Bakınız Necip Fazıl ne güzel ifade etmişler..
''Vaktini beşe ayıranlar ve vaktini boşa ayıranlar.. ''
Biz hepimiz Allah'ı çok seviyoruz.. ancak kimimiz geçici dünyanın farkında, kimimiz de farkında değil..

Burada bulunma amacımızı unutmayalım..
Cenab-ı Hak buyuruyor;

"Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat sûresi, ayet:56).

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ayakta kıl, gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yatarak kıl!"
imran radıyallahu anh. Buhârî.

İnşaALLAH bu yazımız, namaz kılmayan bir kardeşimize olsun ışık olur..

Sevgiyle..

Gülümce Yıldız